diziler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diziler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mart 2013 Salı

My Mad Fat Diary


Ben bu blog işinde istikrar tutturmada baya başarısızım galiba. Neyse ki böyle diziler buluyorum da yazasım,tavsiye edesim geliyor. Etrafımdaki herkes benim izlediklerimi izlesin de ben oradan alıntılar yaptığımda beni anlasınlar istiyorum. Beni motive eden dizi ise gördüğünüz üzre My Mad Fat Diary. Nası sevdim nası sevdim belli değil. Sadece 1 sezon hatta 6 bölümden oluşmasına rağmen beni fan listesine yazdı bile. Diary'siz dizi izleyemez olduk, The Vampire Diaries, The Carrie Diaries gibi halihazırda iki tane daha diaryli dizi izliyorum. Benim de var hala duruyo günlüklerim,vereyim de bir kaç dizi de biz çekelim böyle günlüklü münlüklü. Çıkar bak valla çıkar. Neyse biz MMFD'ye dönelim. 
Şimdiiii dizimizin baş karakteri dizinin isminden de anlaşılabileceği gibi şişman bir arkadaşımız olan Rae (Sharon Rooney) ki kendisi bir süre akıl hastanesinde yatmış ve dizimizde onun hastahaneden çıkıp eskiden en yakın arkadaşı olan Chloe (Jodie Comer) ile karşılaşmasıyla başlıyor. Rae oldukça özgüvensiz ve kendinden memnuniyetsiz bir kız. Annesi (Claire Rushbrook) aslında iyi bir kadın,kızını da seviyor ama biraz ben merkezci olduğu için kızının neler yaşadığı,nasıl hissettiği konularında umursamaz davranışları olabiliyor ki Rae hastahaneden çıktığında kızını almaya geç kalıyor ve Rae eve geldiğinde karşısında kanun dışı bir göçmen olan Tunuslu ve annesinin sevgilisi olan Karim (Bamshad Abadi-Amin) diye bir adamla karşılaşıyor. Yani çok fazla aile problemi olmamasına rağmen çok sorunsuz bir ailesi de yok. Ben Rae'nin kendini sevmeyişini tamamen topluma bağlıyorum tabi ki, zaten o yürürken Rae'yi gördükleri her yerde onunla dalga geçmeyi,arkasından bağırmayı görev edinmiş tabiri caizse mahallenin bullyleri olması da bunu destekliyor. Ayrıca Chloe'nin her zaman erkeklerin dikkatini çeken güzel ve zayıf kız olması gibi gibi gizli baskılar da var Rae'nin üzerinde. Dizi bu baskıları ve Rae'nin içinde yaşadığı gel gitleri çok güzel göstermiş. Empati kurmak çok kolay oluyor dolayısıyla ve insan günümüz medyasına sinir olmadan edemiyor. Kişilerin kişilikleri yerine dış görünüşlerini ön plana çıkaran ve zayıf güzeldiri durmadan bize empoze eden ve gençlerin özgüvenlerini güçlendirmek yerine yerle bir ederek hep daha fazlasını tüketmelerine odaklı iğrenç bir sistemde yaşadığımızı bir kez daha düşündürüyor. 
-Rae-

Her neyse, Chloe karşılaştıklarında Rae'yi gayet sıcak karşılıyor ve yeni grubuyla takılması için Rae'yi bara davet ediyor. Rae bara gidiyor ve yeni grubuyla ilk resmi tanışmasını gerçekleştiriyor. Grubun analizini yaptığı sahnede dediği gibi karakterleri tek tek tanıtmam gerekirse:

Archie (Dan Cohen)
Kendisi Rae'nin görür görmez vurulduğu şeker insan. Allahım nasıl tatlı bakar mısınız? Haksız mı kız? Değil. 

Chop (Jordan Murphy)
Adını son bölümde öğreneceğimiz bu şahıs da grubun şebeği mi desem,şaklabanı mı desem,gerzeği mi desem kararsızım ama size tavsiyem kendisine karşı önyargılı olmayın çünkü şu an ben kendisini pek seviyorum. 

Izzy (Ciara Baxendale)
Bu da grubun saftirik ve sevimli mi sevimli kızcağızı. Çok önplanda değil dizide ama sevdik biz onu.


Chloe 
Kendisi yazıda da söylediğim gibi Rae'nin en yakın arkadaşı. Biraz erkek budalası bir ergen ama özünde iyi bir kız. Yani işte. 

Finn (Nico Mirallegro)
Kendisi grubun sessiz,utangaç ve cool çocuğu. Nasıl yummy nasıl yummy. Favori karakterim. Sanırım pek çok kız için de öyle. Finn anlatılmaz izlenir o yüzden çok fazla yazmıyorum onu ;)

Tix (Sophie Wright)
Tix gruptan değil,kendisi aslında bu fotoğraftakinden daha sevimli,burda biraz ev hanımı gibi çıkmış. Tix Rae'nin hastanedeki en yakın arkadaşı ve kendisi anoreksik. 

Danny Two-Hats
Danny de yine Rae'nin hastaneden arkadaşı sevimli bir şahsiyet ve friendzone açıklamaları kesinlikle dinlenmeye değer :))

Kester (Ian Hart)
Prof. Quirrell'i tanıdınız mı Potterheadler :) Kendisi Rae'nin mükemmel psikiyatristi. İzledikçe daha da çok seviceksiniz.

VEEE tabi ki Rae:

İşte böyle renkli karakterlerle dolu bir dizi ve 90ları anlattığı için mükemmel ötesi müziklerle donatılmış. Bir tanesini paylaşayım hatta,favorimdir kendisi.



Bildiniz şarkıyı da hemen köfteler siziiii :)
Ayrıca dizi gayet komik,özellikle bazı sahnelerdeki çizimler insanı baya güldürüyor. 


Gibi. 
Sizinle favori sahnelerimi paylaşırdım ama spoiler olduğu için paylaşamıyorum ve bu beni kahrediyooooor :(( Onun yerine şunlaro paylaşayım da biraz olsun içim rahat etsin:


Bazı insanların sigara içmesi gerçekten sağlığa zararlıymış!

Bu dizinin trailerı: http://www.youtube.com/watch?v=3tmqLvgUd-s
Bu da IMDB'si: http://www.imdb.com/title/tt2407574/ 
8.7 puan almış dizi ki baaayyaaa iyi bildiğiniz gibi. Ayrıca dizi Tumblr'da çok ünlüymüş,bense Facebooktan gördüğüm bir caps ile izlemeye başladım. Ve en güzel haber de dizi 2.sezon anlaşmasını imzalamış 2014te izleyebilecekmişiz. Benden şimdilik bu kadar,uzun oldu ama okuyun! Hatta izleyin! Si yuuuu


18 Aralık 2012 Salı

Don't Trust the Bitch in Apartment 23


Benim yazma hakkım var o bitch'i arkadaşım,yazarım acımam. Yine kommik mi kommik,şeker mi şeker,çılgın mı çılgın bir diziyle karşınızdayım. Don't Trust The Bitch in Apt 23 baya uzun bir isim olduğundan Apt 23 yazıcam bundan sonra. Benim favori çerez dizilerimdendir. Çerez dizi de benim max. yarım saatlik dizilere taktığım isim olur efenim. IMDB puanı 7.2 olan bu dizimiz esas olarak üç ana karakter üzerinden dönüyor.


Dizinin afişinde de fotoğrafını gördüğümüz Krysten Ritter baş karakter, deli dolu, çılgın ve pervasız Chloe'yi, dizinin sarışın ihtiyacını karşılayan Dreama Walker bir diğer baş karakter June Colburne'ü ve tabi ki Dawson's Creek'ten hatırladığımız ve bunu bize dizide de sık sık hatırlatan James Van Der Beek'i yine James Van Der Beek karakteri olarak izliyoruz.
Hikaye June Colburne'ün işe yaramaz erkek arkadaşının ne kadar işe yaramaz nalçak bir adam olduğunu fark etmesi ve hayallerinin işini bulabilmek için New York'a, Chloe'nin ev arkadaşı olarak taşınmasıyla başlıyor. Bu Chloe bildiğiniz Allah'ın manyağı. Çılgın kelimesinin karşısında fotoğrafı olması gereken cinsten, cins mi cins, garip mi garip bir tip. Baya saydırdım ama kendisini bazı konularda idol belleyebilirim. İzledikçe anlayacaksınız. Bu June da gelip bu kızın içindeki iyiliği ortaya çıkarıyor çünkü kendisi pek bir saftirik. Böyle tam bir Prenses Sürreyya, ne bileyim bir Polyanna. O da hemen hayallerindeki işi bulamadığından şimdilik bir kahvecide çalışıyor,yanında da bonus kafalı bir tip var işte o da bahsetmem gereken bir karakter galiba ama sıkıldım. Ay hadi söyliyim Eric André'yi Mark Reynolds rolünde izliyoruz,o da işinden kovulup June'la birlikte kahvecide çalışıyor. Yani tabi ortaya komik bir şey çıkması gerektiği için iki zıt karakter aynı evde yaşıyor. (Oha çok orijinal dediğinizi duyar gibiyim) Bir de garip dikizci bir komşuları var Eli diye,bence sempatik bir tip ama bazen çok rahatsız edici olabiliyor. Tabi James VDB'nin de eli armut toplamıyor,başlarda biraz konu mankeni gibiydi ama dizi ilerledikçe karakteri daha bir yerine oturmaya başladı ve kendisi Chloe'nin en yakın arkadaşı. James'in bir de gay asistanı Luther var ama çok bahsedesim gelmedi. Evet bildiniz o da zenci tabi ki. Yine de renkli bir karakter işte. Ha bir de Chloe'yi takıntı haline getirmiş bir komşu var,stalker gibi değil gibi bir manyak. Ya evet yine bildiniz o da çan çin çonlardan.
Benim komik bulduğum bir dizi. Zaten Chloe bu sefer neler yapacak diye izleniyor genelde,gerçi bu aralar James de döktürüyor. Kısa izleyiniz,güzel. Bir kaç fotoğraf koyayım. Adettendir.


Bunları not alın,lazım olur bunlar. Valla bak.


Bu diziyi en iyi gifler anlatıyor sanırım. TRAILER içi tık tık.

5 Kasım 2012 Pazartesi

2 Broke Girls


Haftanın ilk gününde yeni bir dizi yazısıyla size merhaba dediğim şu saatlerde dfghj of güzel başlayamadım yazıya. Neyse işte bu sefer fantastikli ucubikli bir diziden bahsetmicim, size 2 Broke Girls adlı komedi dizisini anlaticim.
Komedi deyince, bana göre bir çok kaliteli dizi arasında kaliteli bir komedi bulmak gerçekten çok zor. Hep aynı bayat espriler ki zaten çoğu cinselliğe dayandırılır, çok uç karakterler ve bir türlü akmayan senaryolarla zorlama komediler yapıyor genelde bu yabancılar. Friends mirends meclisten dışarı tabi. 
2 Broke Girls şu an 2.sezonunu oynayan tazecik bir dizi. Şimdi başrol olarak iki kızımız var gördüğünüz gibi. Sarışın olan Caroline Channing (Beth Behrs) eskiden çok zenginmiş, böyle hani middilisi falan olan kızlardanmış ta ki babası bir çok insanı dolandırma suçundan hapse düşene kadar. Babası hapse düşünce mallarına mülklerine devlet el koymuş, Caroline da dımdızlak ortada kalakalmış. Bunun yolu bi şekilde Max Black (Kat Dennings) adlı fakir mi fakir ama gururlu kızımızla kesişiyor ve bunlar ev arkadaşı olup aynı cafemsi restoranda çalışmaya başlıyorlar. Tabi bunlar böyle hemen tanışır tanışmaz "bebeğim çok tatlısın yaa,ay şekerim sen de öyle tatlışkom hadi en yakın arkadaşlar olup saçlarımızı örelim" moduna girmiyorlar hatta Max sağolsun o moda hiç girmiyorlar. Max sağolsun dedim çünkü kendisi görüp görebileceğiniz en harbi kızlardan. Hep de bir huysuz,kibirli görünme durumu var. Çok güzel laf sokuyor bir de karşısında kim olursa olsun. O kadar güzel laf sokuyor ki, insan diziyi izlerken Max laf soksa da gülsek moduna giriveriyor. Caroline ise tam bir prenses Süreyya. Kızın kıçına giyecek donuna kadar almışlar hala takmış eski hayatından elinde kalan nadir şeylerden olan şıngır şıngır inci kolyelerini garson önlüğünün üstüne, topuklularla tıkır tıkır geziyor. Max ise tam bir erkek fatma ama o da o yönünü ağzımızın içine soktuğu göğüsleriyle kamufle ediyor. Bu arada Max çok güzel cupcakeler yapıyor ve bunu keşfeden üniversitede işletme okumuş Caroline hemen girişimci ruhunu devreye sokuyor ve hadi cupcake işine girelim,şirket kuralım diye bızıklanıyor. Max önce mırın kırın etse de sonunda razı oluyor veee bu ikisinin komik maceraları da başlıyor. Bu arada restoran çok renkli karakterlerle dolu,Oleg adında Rus ve abaza bir aşçısımız var ve önüne gelene çok tatlı asılıyor,iğrenç olduğu kadar tatlı bir adam anlamadım ben de nasıl oluyor o,sonra patronumuz bastı bacak Han Lee var, bıdık bıdık konuşan bir çan çin çonlu,30 yaşında olmasına rağmen ciddiye alınamıyor sevimliliğinden dolayı ve son olarak da kasada duran eski keşlerden kim kaldı tadında babacan tavırlı ve Max'in kankası Earl var ki dizinin zenci ihtiyacını karşılamakla görevli sanırım. Hikayeye sonrada bir de Sophie karakteri ekleniyor ki ba-yı-lı-yo-rummmmmm. Allah'ım böyle bir tatlılık yok,hatta Max'in doğru dürüst laf sokamadığı ve bazen ciddi ciddi laf yediği ender insanlardan. Yirim onu. Ha bir de bu fakirlikte Max ve Caroline'ın evcil hayvanı bir AT. Evet şu karikatürü canlandırabilirler baya baya;

Hihihihiiii olum evde AT var ve adı da Chestnut. Tahmin edilebileceği gibi Caroline'ın. 
İşte böyle renkli karakterlerle dolu ve cidden komik bir dizi 2 Broke Girls (zaten öyle olmasa yazmazdım efenim). Dizinin biten her bölümüyle kızların şu an elinde olan birikimlerini görüyorsunuz ki bu bize cupcake işine ne kadar yaklaştıklarını veya işten ne kadar uzaklaştıklarını gösteriyor. Diziden bir kaç kare koyayım zaten anlattığım kadarından kim hangi karakter çıkarıcaksınız. 






IMDB puanı: 7.0
Kısacası; izleyin.

30 Ekim 2012 Salı

The Walking Dead


Hohohoyyttt gün yine dizi yazısı günü a dostlar,hem de yine fantastik bir diziyle karşınızda,sağınızda ve belki de solunuzdayım. 
Bu hafta The Walking Dead'i yazmak istedim,üstelik ben zombileri hiç sevmez idim. (Hala bayılmıyorum gerçi) Onları fantastik dünyanın ucubeleri,sivilceleri olarak görürdüm nedense. Sanırım sebebi şimdiye kadar doğru düzgün,kaliteli bir yapımla bize sunulamamış olmasıydı. The Walking Dead ise olayı bambaşka bir boyuta taşıdı resmen. 
Dizi zombi virüsü sonrası gelişen olayları anlatıyor. Bir polis şefimiz var; Rick Grimes (Andrew Lincoln), kendisi hastanelik oluyor ve gözünü bir açıyor ki etrafında kimsecikler yok,hatta sadece kendi etrafında da değil genel olarak etrafta kimsecikler yok derken eve kadar gidiyor. Tabi evde de kimse yok. Herkes ya zombiye dönmüş ya da canının peşine düşmüş, ne pahasına olursa olsun Rick'i ordan kurtarmalıyım diyen olmamış,adamı kaderine terk etmiş vicdansızlar. İşte sonra bu başka insanlarla karşılaşıyor sonra bakıyor her yer zombican dolu tabi bunlar marjinal ya zombi demiyorlar walker diyorlar. Rick zaten polis şefi olduğundan bir şekilde walkerlar tarafından yenilmeden oraya buraya bakınıyor umut ışığı için.Rick Grimes'ın karısı Lori Grimes'ı ise Prison Break dizisinden bildiğimiz Sarah Wayne Callies canlandırıyor. Böyle yine gözlerini boncuk boncuk açarak bakıyor etrafa. Az kaltak değil yalnız burada kendisi. Meğersem bu çocuğunu almış,kocasının en yakın arkadaşı Shane Walsh (Jon Bernthal) ile yapmadığı kalmamış bir de koloni kurmuş yuvarlanıp gidiyorlarmış (gerçek anlamda hem de). E bizim Rick de akıllı adam yani bir şekilde koloninin yerini buluyor ve ufak çaplı bir aile saadeti yaşanıyor.Tabi Shane de kız benim diye düşünürken ortaya çıkan Rick dolayısıyla biraz bir kuyruk acısı oluyor haliyle ve olay alpha erkeği kim olacağa dönüyor. Grupta öyle bir grup ki Zombilerle mi uğraşsınlar yoksa grubun içindeki hödüklerle,liderlik kavgalarıyla ve aşna fişnelerle mi uğraşsınlar. Nitekim hepsiyle uğraşıyorlar ve bir şekilde hayatta kalmayı başarıyorlar. Tabi arada ummadık insanların ölüşü,ısırılışı diziyi daha güzel ve heyecanlı yapıyor. Senaryo çok iyi gerçekten ve olayı sosyolojik olarak ele alırsak dünyanın çöküşü ve ilkel yaşamın insan üzerindeki etkileri de baya bir gerçekçi geldi bana,en azından çoğu zaman. Tabi tek hayatta kalan bunlar değil,yeni insanlarla da karşılaşıyorlar ve dolayısıyla yeni maceralara da atılıyorlar çünkü bir yere tam olarak yerleşemiyorlar. 
Zombilerden bahsedecek olursak,bence performansları cidden çok iyi. Sonuçta bu kadar çok figüranlı bir dizi için zombi bile olsa,ağır makyaj bile olsa oyunculuklar süper. Hatta bence onlar başroldekilerden daha iyi oynuyorlar. Makyajlar çok çok başarılı. Senaryo çok çok başarılı. Çekimler zaten çok başarılı.
Dizinin IMDB puanından da anlaşılabiliyor zaten dizinin ne kadar iyi olduğu ki 8.7 gibi bir puanı var. 
Eöööhh zombi dizisi ne yaaa,diye önyargı ile yaklaşmadan bir iki bölüm izlemenizi tavsiye ederim.
Karakterlerden bir kısmı:



Yukarıda yerim seni ben diyen bir abla var,makyajın kalitesi ve mükemmeliğin görüyorsunuz. 
Bir de 1.sezon trailerını paylaşayım (şu an dizi 3.sezonda):


26 Ekim 2012 Cuma

The Vampire Diaries


"Merhaba,benim adım Ece ve ben bir dizi bağımlısıyım." Kabullenmek ilk adımdı di mi?
 İnsan bu kadar dizi manyağı olunca, kafasındaki bu kadar konuyu,karakter ismini vs. paylaşmak istiyor haliyle. Kaç tane dizi izlediğimin sayısını bilmiyorum ama duramıyorum sayın seyirciler,yapamıyorum. 
Eveeeeeettt gelelim The Vampire Diaries'e ki bunu yazarken biraz hevesli bir heyecan içerisindeyim çünkü kendisi favori dizilerimden efem. Şimdi şu vampirmiş kurt adammış biraz sıkmadı değil bu hikayeler ama gel gelelim ne True Blood'ımdan ne The Vampire Diaries'imden vazgeçemem. Twilight bu dizilerin yanında ilk okul terk. Tek başınayken en azından lise terk.
Şimdi gelirsek TVD'yeeee (yazar burada ağız kenarlarını silip dilini şaklattı), Allah'ım o vampirler ne yakışıklı, o vampir olmayanlar da ne yakışıklı, fakat gel gelelim tutturmuşlar bir Elena da Elena. Ay. 
Esas itibariyle dizimizin konusu şöyle; Bir kızımız var başrolde Elena Gilbert (Nina Dobrev), bunun ailesi bir trafik kazasında ölmüş bu da teyzesi ve kardeşiyle (kardeş dediysek sonrasında bu pek of yavrum bir şey oluyor,Jeremy Gilbert rolünde Steven R. McQueen'i izliyoruz millet :)) yaşıyor,uslu uslu lisesine gidip geliyor. Derkeeeen kasabaya iki adet fırından yeni çıkmış çıtttıır mı çıttır vampir geliyor. Meğersem çıtırlık genlerdenmiş ve bunlar Salvatore kardeşlermiş. Stefan Salvatore (Paul Wesley) ve Damon Salvatore (Ian Somerhalder) yüzlerce yıllık hayatlarında her türlü kızı görmüş ve gelip Elena'da karar kılmışlardır. Neden? Çünkü Elena çok matah bir kız olduğundan değil,bu kız bunların eski yavuklusu Katherine'le doppelganger'dır yani görsel ikiz. Bunlar bir affalar falan sonra Elena'da Katherine'in aksine bencil bir pislik değildir dostum. Ay bu Katherine'in hikayesi daha afilli tabi Elena kimmiş,bu Kathrine, Salvatore kardeşler daha vampir değilken bunları baştan çıkarmış sonra da onları vampire dönüştürmüş, sonra da bir olaylar olmuş bu kaçmış,Salvatore'larla da kopmuş. Bunların da kuyruk acısı büyük tabi, Elena bize kesin bakar diye ona yazıyorlar abi kardeş. Elena da gidip sümsük Stefan'a aşık oluyor (bir türlü bir çekici gelemedi bu adam bana neden bilmem) ve olaylar gelişiyor. Ha bir de cadımız var Bonnie (Kat Graham) ,ben pek severdim onu dizinin başında da artık bilmiyorum güç manyağı falan oldu kız. Ay sonraları diziye kurt adamlar mı gelmiyor, hem kurt adam hem vampir olan Hybrid'ler mi gelmiyor,cadılar mı basmıyor,vampir avcıları mı zebellah olmuyor. Hepsi oluyor anacım ama şunu söylemeliyim ki dizinin senaryosuna cidden aşığım. Karakterlere zaten aşığım,yalnız Elena'ya çok bir gıcığım yok da biraz bayık ve ruhsuz geliyor bana anlamıyorum bu kadar revaçta oluşunu,şu vampirler de hiç şöyle şen şakrak,deli dolu,harbi kızlara aşık olmuyorlar anca çıt kırıldım tipler. Neyse gıcık oldum.Temel olarak konu Salvatore kardeşlerle Elena arasındaki aşk üçgenine dayanıyor. Elena Stefan'a aşık görünüyor ama tabi ki aklı Damon'a kaymıyor değil.(Haksız mı sizce?) Ben sanırım en çok Caroline Forbes'i (Candice Accola) seviyorum. Pek tatlı ya. Dizinin diğer yakışıklılarını da anlatamicam izleyin görün valla bendeki de can bir yerde. Bir tane çirkin adam yok ki. Bir kere dizide Ian Somerholder var ya daha Allah'tan belamızı mı isteyelim. 
Şimdi bu kitaptan çekilme bir dizi olduğu için güzel olan kitap mı senaryo mu tam bilmiyorum hani paralel mi ilerliyor,okumadım kitabı yani. Yalnız cidden çok iyi ilerliyor,öleceğini beklemediğiniz insanlar ölebiliyor,hayalet olarak gelebiliyor,senaryo zaman zaman güzel afallatıyor. Oyunculuklar da iyi. Kısaca izlenesi bir dizi. Zaten IMDB puanı 8.1 ki baya başarılı. 
1.Sezon 1.Bölüm promosu: http://www.youtube.com/watch?v=y5t1V8XG_JE
Pek cazibeli bir promo değil ama ilerledikçe dizi cidden baya sarıyor. Şu an 4.sezonu oynanıyor dizinin o yüzden bu promo böyle daha dizinin emekleme safhaları.İsterseniz sonraki sezonların promolarına da bakabilirsiniz. Bitirirken bir kaç fotoğraf koyayım da gözlerimiz bayram etsin :)
Bu arada Nina Dobrev ile Ian Somerholder'ın gerçekte birlikte olduklarını bilmem söylememe gerek var mı <3


Damon Salvatore

Stefan Salvatore
Jeremy Gilbert
Bonnie Bennett