28 Nisan 2012 Cumartesi

bu dünyada;




*bizden güzel insanlar var,

*onlardan da güzel olan insanlar var,

*onları güzel bulmayan insanlar var,

*bazen hiçbir şeyi güzel bulmayan insanlar var,

*aramayan insanlar var,

*aramadığı halde bulan insanlar var,

*o insanların bazısı bizden güzel yaşıyorlar,

*bizden güzel yaşayanlardan da güzel yaşayanlar var,

*ne kadar güzel yaşadığının farkında olmayan insanlar var,

*mesela New York’ta mükemmel bir hayat yaşayan insanlar var,

*New York’ta boktan hayatlar yaşayan insanlar da var,

ama en kötüsü kendiyle yaşayamayan insanlar.

kendinden memnun olmayan insanlar var,kendi bedenlerinden,kişiliklerinden,düşüncelerinden

memnun olmayan insanlar
.
şu dünyada en kötü onlar yaşar,New York’ta da olsalar,Paris’te de olsalar fark etmez. 

herkes kendi yıldızını arıyor,oysa gökyüzü hepimizin. bazen tek bir şeye takılmak bütünü kaçırmamıza neden oluyor,bir tek insan bazen hayatımızı mahvedebiliyor. oysa sorun onlarda değil bizde,takılmamız onların suçu değil. bizim.
bazı yıldızlar kayıyor ama gökyüzü boş değil. 


4 Ocak 2012 Çarşamba

Yalnız adamları hep sevmişimdir. Çünkü yalnızdırlar. Hayır,çıkar sevmesi değil bu,benim olma ihtimalleri değil sevme nedenim. Severim çünkü onlar kendilerini çok sever,zekidirler. Zeki insanlar yalnızdır çünkü biliyorsunuz,bir yerden sonra insanlara tahammül etmeleri çok zorlaşır. Hele de kızlara. Kızlar zekidir aslında ama bir yerde erkeklerin zekalarıyla ilgilenmediğini öğrendiler. Bu biraz kötü oldu. Yani bazı kızlar işte anlayın,hepsi değil.
Ben ne zaman yalnız bir adam görsem anlarım,yani gerçek yalnız adamları,hani otobüse binip yalnızlığına son verecek insanlarla buluşmaya gidecek olanları demiyorum, otobüse binip sadece gitmek istediği yere gidip orada da kalabalık içinde de olsa yalnız olmaya devam edecekleri diyorum. Anlarım çünkü hepsinin suratında aynı tanıdık bıkkınlık vardır, önceden tahmin edilebilir davranışları olan monoton insanlara bakarken göz kapakları yarıya iner. Suratlarında umurumda bile değildövmesi vardır resmen. Biraz küstahtırlar ama tanısak severiz aslında.
Belki de sadece aşık olması gerekiyordur sevmemiz için,bazı kötü insanların daha doğrusu kötü olduğunu düşündüğümüz insanların iyi olduklarını görebilmemiz için aşık olmaları gerekir. Çünkü aşk kötülüğe tahammül edemez.
Aradığımız kişiyi anlatan romanları okuyor,filmleri izliyor,müzikleri dinliyor,sonra da aramaya devam ediyoruz.
Dünya o kadar büyük ve kalabalık ki,insan önünden biri geçerken ötekini görmeye başlamış oluyor bile. Yaşadığımız şehir,çevremizdeki insanlar "elimizde bunlar var" diyerek bizi bir sürü insanla tanıştırıyorlar. Her tanıştığımız insanda aradıklarımızın bir kısmını buluyoruz,bazen çok çok az bir kısmını ama çoğunluğuna sahip olan insanı seçiyoruz arasından. Eve götürüyoruz,bir süre seviyoruz,oynuyoruz sonra sıkılıyoruz. Çünkü hepsine sahip değil ve belki de hepsine sahip biri yok. Ve belki de var ama biz hiç bir zaman ürünlerin hepsine göz atamıyoruz,yani "o" her neredeyse belki de bize o kadar uzak ki,bizim için hiç olmayacak. 
Dünya çok büyük ama henüz büyümemiş,hala çocuk gibi dönüp duruyor. Herkes ona,"otur,biraz soluklan" diye sesleniyor ama o kimseyi dinlemiyor. Yaramaz bir çocuk gibi,hayır daha çok şımarık bir çocuk gibi hep kendi istedikleri olsun istiyor. Bazen o kadar hızlı dönüyor ki,bir araya gelmeye çok yaklaşmış olan insanları ayrı ayrı yerlere savuruyor. Muhtemelen kendi mutlu değil ki bizi de mutlu olmaya layık görmüyor.


11 Kasım 2011 Cuma

Maymunlara inanmıyorum ama bir evrim var.


Bu aralar, sanki birisi hayatımın ileri sarma tuşuna basmışçasına yaşıyorum. Her şey o kadar hızlı ki. Okula git, oradan eve gel,çok geç yatma,saat 23.00,amaan gene geldi yatma vakti, hazırlan,yat 00.00 olmuş bile. 6.00 zıırt zırtt telefon alarmı,ertele,6.05 zııırt zııırt,ertele,6.10 zııırt zııırt küfür eşliğinde kalkış. İşe git. 8.30 geç kaldım,amaan iş de yok zaten. Sıkıl,excel,sıkıl,rapor,sıkıl,excel,sıkıl SAP,sıkıl,yemek ye,sıkıl,excel,sıkıl,telefon,sıkııııııııııııııııııııllllllllllllllll...Saat 18.00,nefes alma vakti. Otobüs bekle,eve gel.
Yazarken yoruldum yemin ediyorum,yaşarken ne hale geliyorum siz düşünün. Genel olarak kafam güzel geziyorum zaten,gün içerisinde resmen evrim geçiriyorum. Sabah çok ilkelim mesela,günaydın diyene gözlerimi açmaya çalışarak bakıyorum. İnsanların dediklerini anlamam ve cevap vermem arasındaki süre ise akşama doğru gittikçe kısalıyor. Böyle sallan yuvarlan yaşıyorum.
 Hiç bir şey değil de şu otobüs işi beni benden alıyor. Her gün o kadar farklı insanı bir arada görmek, algılarımı çok da olumlu etkilemiyor doğrusu, arada bir koca bir ERROR yazısı çıkıyor kafamda, biraz bekleyip,iki üç kere de vurunca düzeliyor, cızırtılı düşüncelerim netleşiyor. Hele o teyzelerin otobüste altın dağıtılıyormuşçasına herkesi ite kaka binme çabaları, o yetmez boş otobüste yardır yardır bir yerlere ulaşma eforu,yanındayken devamlı arkalara bakma suretiyle seni ilerlemen için taciz etmeleri yok mu. Hayır,ben tamamen ilerleme taraftarıyım ama bomboş otobüste de değil yani. Maymun muyuz biz, tutacaktan tutacağa atlayalım bomboş araçta.
Hadi her şeyi bir kenara bıraktım, en çok kafa içi küfürbaz oluşuma üzülüyor. O kadar küfür,gün boyunca o kafada birikiyor,birikiyor,nereye gidiyor hiç bir fikrim yok. Beni almadan geçen otobüsün şoförünün annesi orospu oldu mesela geçen gün, o kadar küfürden sonra değilse bile olmalı yani. Arkaya ilerlemeyen,direk müptelası koalalarla ilgili yazımı buradan okuyabilirsiniz. Oldukça yumuşak yazılmış bir yazı olup, sabahın 7sinde işe gitmekte olan bir öğrencinin gerçekte kafasından neler sıraladığını hiç bir şekilde yansıtmamaktadır. Onlar orada direğe kokularını bırakırken aşağıda kendileri gibi işe,okula gitmeyi bekleyen zilyon tane insanı hiç siklememekle beraber,benden küfür yiyenler sıralamasında ikinci sıraya yerleşiyorlar. 
Allahtan arkadaşlarım çok hanımefendi,beyefendi insanlar (biraz abartmış olabilirim) da yanlarında küfür etmeye cesaret edemiyorum. Kaldı ki istemiyorum da zaten. Ben ki lisede önümde habire amına koyim diyor diye çocuğun birinin kafasına defter geçirmiş kızım. İstemiyorum efendim küfürbaz olmak. Vallahi bu özel sektör insanın ayarlarıyla oynuyor azizim. 
Neyse, bu kadar heyecanlı bir hayata sahip olmamdan mütevellit bu blogu çok güncel tutamıyorum. Hani kalpten falan giden olur,hızıma yetişemezsiniz,özenirsiniz,uğraşamam.

31 Temmuz 2011 Pazar

Hani süper kahramanlar, güçlerinden en yakınlarına bile bahsetmez ya,işte onu ben hiç anlayamadım. Şimdi düşünüyorum,benim bir anda süper güçlerim ortaya çıkmaya başlasa,mesela;gözümden ışın mışın çıkarabilsem,olayları önceden görmeye başlasam,önemli dedikoduları veya büyük sırları bile zar zor saklayan hatta bazen saklayamayıp gidip alakasız insanlara anlatan ben,bu güçlerimi, koşa koşa böyle topuklarım kıçıma vura vura gider anneme: “anneeeaaa yeaaa bana bişiler oluyoooeoeoeooe” şeklinde hemen yetiştirirdim. Sonra muhtemelen annem telaşlanıp,bu güçlerin Barney deyimiyle how “AWESOME” olduklarını anlamayıp beni bir doktora ya da psikiyatriste falan göstermeye kalkardı. Sonra o psikiyatrist de hayrete düşüp gazetecileri arardı. Sonra benim bu ucubeliğim kanıtlanana ya da benimle röportaj yapılana kadar gazetelerin garip şeyleri yayınladığı kısımda yer alırdım. Sonra magazincileriydi,Sadettin Teksoyuydu,Uğur Dündarıydı,uğraş dur. 
Tamam şimdi anladım niye kimseye söylemediklerini. 

Depresyon


Çok boşmuş içi. Kötüymüş hayatı. Asıkmış suratı. Yalnızmış. Sıkılmış. Depresyondaymış.
Bir insanın kendini teskin edememesi boyutu,çok aciz bir boyut. Kendi kendine yetemezse insan,yetemez kimseye. Kimse için değil de,kendi için kendine yetmeli insan.
Zaten hiç kendinin olmamış bir para için,sanki eline geçmiş de kaybetmiş,sanki onsuz yaşayamazmış gibi kahrolan,kendine yetemediği için en yakınındaki insana gece gündüz zehrini akıtan,ondan yardım almak değil de onu da o dipsiz kuyuya çekmeye çalışan insan gördüm. İnsanlar aç,susuz,ailesiz,sevgisiz iken ve o tüm bunlara sahipken,daha iyi olamadığı için depresyona giren bir insan tanıyorum ben. 
Üzülüyorum onun için,kızıyorum ama en çok da. Pek çok insanın depresyona girecek lüksü bile yokken,onun rahat rahat depresyona girmesine çok kızıyorum.
Harika hayatlarımız yok,evet. Hiç bir şey tam olarak istediğimiz gibi olmuyor,evet. Memnuniyetsiziz,evet ama kim memnun ki? Bize göre mükemmel olan o hayatı yaşayanlar bile depresyonda. Memnuniyetimiz çalındı farkında değiliz,çünkü artık hep daha fazlasını istiyoruz,çünkü içimizde aramamız gerekenleri dışarıda arıyoruz,duraklar kalktı,son hız gidiyoruz ve sonunu göremeyince de bize en yakın yere;depresyona giriyoruz.
Benim depresyonumun nedeniyse öyle para pul,aşk meşk değil,ne mi? İşte;